Kur’an, evliliği sağlam bir sözleşme olarak görür

Vakfıkebir İlçe Müftülüğü'nün "Mevlid-i Nebi Haftası" etkinlikleri kapsamında merkez yeni camide öğle namazından önce seminer düzenlendi.

Giriş
Güncellenme

İlçe Vaizi Ekrem Akbaş tarafında verilen seminerde, '2019 Yılı Mevlid-i Nebi Haftası'nın ana teması olan "Peygamberimiz ve Aile" ana konu başlığı altında 'Kur'an'da Aile Hayatı', 'Peygamberimiz ve Aile' konuları ile 'Müslüman Ailenin Temel Nitelikleri' anlatıldı.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın '2019 Yılı Mevlid-i Nebi Haftası'na özel yer verildiği süreli yayınlarıyla ilgili de bilgilendirmede bulunan Vaiz Ekrem Akbaş, ayet ve hadislerle slayt sunum eşliğinde önemli mesajlar verdiği seminerde şunları söyledi:

"Kur’an’ın en önemli konularının başında aile ve aile hayatı gelmektedir. Ailenin kurulması, mehir, evlilik hayatı, evlilikte cinsellik, evliliğin gayesi, aile hayatındaki zorluklar, bu zorlukların aşılması için alınacak tedbirler, evliliğin semeresi çocuk, çocukların bakımı, eğitimi ve hakları, hamilelik, süt, emzirme, eşler arasındaki haklar, anne babaya saygı, ailede şiddetli geçimsizlik, geçimsizliğin boşanma ile sonuçlanması, boşanma ve sonrası ile ilgili konular Kur’an’ın muhtelif yerlerinde geçmektedir. Kur’an’da bu kadar etraflıca anlatılan başka konu yoktur. Kur’an’ın aile üzerinde durmasının en önemli sebeplerinden biri, sağlam ve güçlü toplumların ailelerden oluşmasından dolayıdır. Sağlam ve güçlü aileler, güçlü bir toplum meydana getirir. Toplum, fertlerin değil, ailelerin toplamını kapsayan bir kavramdır. Düzensiz aile ilişkileri olan toplumlar gücünü kaybeder ve tarihten silinirler.

Allah Teâlâ aileyi sevgi, saygı, ülfet ve ünsiyet olarak tarif etmiştir. Rum suresi 21. ayette; "Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O'nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır." buyrulur. Aile, sıcak bir yuva ve hayatın fırtınalarından korunmak için güvenilir bir limandır. Modern dünyanın cazibesinden korunmak için sağlam bir kaledir. Ev ve eş sükûnet yeridir.

Kur’an, bekârların evlendirilmesini teşvik etmiştir. Nur suresi 32. ayette; “evlenin” değil, “evlendirin” denilerek;  gençlere ve evlenme imkânı olmayanlara yardımcı olunması tavsiye edilmiş ve bu sorumluluk topluma, bekârların aile büyüklerine yüklenmiştir.

kur’an, evliliği sağlam bir sözleşme olarak görür. Nisa suresi 21. ayet-i kerimede; "Hem, siz eşlerinizle birleşmiş ve onlar da sizden sağlam bir söz almış iken, onu nasıl (geri) alırsınız?" buyrularak evlilik akdini "kavlen ğaliza" ağır söz, sağlam söz olarak tavsif etmiştir. Üzüntüde ve sevinçte, varlık ve darlıkta, hayatın zorluklarına ve geçim sıkıntılarına beraber göğüs germeyi tavsiye eder.

Evlilik bir sözdür, sözleşmedir, akittir, anlaşmadır. En basit sıkıntılarda bu sözün, anlaşmanın ve büyük sorumluluğun unutulmaması gerektiğini hatırlatır. İyi bir evlilik için eşlerin birbirini beğenmesi ve birbirlerine denk olması gereklidir. Kur’an, zorla evlendirmeye, istemediği ve tanımadığı biriyle evlendirmeye iyi bakmamıştır.

Kur’an, evlenecek eşlerin itikadi ve fikrî uyumuna da dikkat çekmiştir. Bakara 221. ayette; "İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin... İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle kadınlarınızı evlendirmeyin..." buyrulur.

İnanç birliği, fikir birliği, kültür birliği, dil birliği, örf, adet ve gelenek birliği vb. aileyi ayakta tutan önemli unsurlardan bazılarıdır. Evlilikten maksadın sadece cinsellik olmadığı bu ayetle bir kez daha vurgulanmıştır. Zira evliliğin meyvesi olan çocukların yetiştirilmesi, terbiye edilmesi ve dini eğitim kazandırılması ebeveynin sorumluluğu altındadır.

Kur’an, yürümeyen bir evliliğin sürdürülmesini zorlamaz. Bazen evlilikler yolunda gitmez. Eşler anlaşamaz. Birbirlerini sevme ve koruma yerine, birbirlerine zarar vermeye başlarlar. Bu aşamada hakemler de işe yaramaz. Nasihat ve tavsiyeler de fayda etmez. Kur’an, ailenin her aşamasında eşlerin yanında olduğu gibi boşanma aşamasında da onların yanında olur.

Ayrılmalarını bir ceza, bir musibet, fakirlik ya da bedbahtlık olarak görmez. Kur’an, birbirlerine zarar verecek derecede huzursuz bir ailenin dağılmasını, devam etmesinden daha hayırlı görür. Nitekim Allah Teâlâ, şiddetli geçimsizlik içinde bulunan eşlere ayrılmaları halinde yine bol lütuftan bahsetmiştir. Nisa 130. ayette; "Eğer ayrılırlarsa, Allah bol lütuf ve nimetiyle onların her birini zengin kılar (başkalarına muhtaç bırakmaz). Allah lütfu geniş olandır..." buyrulur.

Aile, eşlerin birbirlerine, eşlerin çocuklarına,  çocukların annelerine, babalarına sonsuz güvendiği bir ortamdır. Dünya ve ahiret saadeti için bizlere yol gösteren yüce dinimiz İslam; ailede adaletin, ihsan ahlakının, fedakarlığın, sorumluluk bilincinin, istişarenin, karşılıklı yardımlaşma ve anlayışın hakim kılınmasını öğütlemektedir. Eşlerin birbirine güven duymasını ve bağlılık göstermesini, sevinç, keder ve sıkıntıların paylaşılmasını istemektedir.

Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle hayatın her safhasında bizim için en güzel örnek (üsve-i hasene) olan Peygamber Efendimizin aile içi ilişkileri nasıl yönettiğini, üstlendiği rol ve vazifeleri nasıl gerçekleştirdiğini öğrenmek ve hayatımıza tatbik etmek bizler için önem arz etmektedir. Aile ilişkilerinde de en güzel, içten ve samimi örnekleri biz, Sevgili Peygamberimizin (s.a.s) hayatında bulmaktayız. Rahmet elçisi, ailesine daima nezaket ve nezafetle davranmış, bizlerin de ailemize karşı her zaman güzel davranışlar sergilememizi öğütlemiştir. Allah Resulü, mütevazı ve sevecen bir babadır. O, yönlendirici söz ve davranışlarıyla örnek, vefalı ve duyarlı bir eş, hassas bir baba, narin bir dede ve örnek bir akraba olarak insanlığa ışık tutmaya devam etmektedir.

Sevgi, saygı, şefkat ve merhametin hakim olduğu bir aile ortamı isteyen Sevgili Peygamberimiz, eşleri ve çocuklarının makul isteklerini yerine getirmeyi ihmal etmezdi. Onlara değer verdiğini hissettirirdi. Bir baba olarak son derece müşfik ve merhametliydi. Çocukları mutlu etmeyi çok severdi. Ne zaman kızı Hz. Fatıma yanına gelse onun için ayağa kalkar, elinden tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu. Sevgili Peygamberimiz de kızı Hz. Fatıma’nın yanına girdiği zaman Hz. Fatıma hemen ayağa kalkar, babasının elinden tutar, O'nu öper ve kendi yerine buyur ederdi. O, kimi zaman çocukları içtenlikle  kucaklamış ve öpmüş, kimi zaman da çocukların başlarını şefkatli elleriyle okşamıştır. Çocuklarına şefkat gösterenleri överken, onlardan sevgisini esirgeyenleri ise "Küçüğümüze merhamet etmeyen bizden değildir." (Tirmizi, Birr, 15.) sözüyle ikaz etmiştir.

İslam’ın aile anlayışına baktığımızda, kurum olarak ailenin üzerine bina edildiği temel bir ruhun öne çıkarıldığını görürüz. Bu ruh, 'huzur, sevgi ve rahmet'tir. bir Müslüman ailenin en temel özelliği, o ailenin bir huzur yuvası ve bir sevgi-rahmet pınarı olmasıdır. Bu ailede anne ile baba birbirleri dolayısıyla huzura kavuşurlar; çocuklar bu huzurlu havada dünyayı tanırlar ve hep beraber karşılıklı sevgi-rahmet vasatında şahsiyet kazanırlar.

Müslüman ailenin bir diğer özelliği, bu yuvaya mensup herkesin üzerine düşen görevleri bir ibadet vecdiyle yerine getirmesidir.

Ailenin moral gücü, neşesi ve hayat kaynağı olan çocuklar, aslında dünyada girilen en büyük sınavın da konusudur. Çocuklara verilen terbiye, onlara kazandırılan kimlik, ana-babanın ahiretteki başarılarının en büyük belirleyicilerindendir.

"Sizin en hayırlınız ailesine karşı en hayırlı olandır. Ben de aileme karşı hayırlıyım." (Tirmizi) buyuran Peygamberimiz (s.a.s) hem ahlaki ve hukuki, hem cinsel ve bedeni hem de medeni gereklerin topluca yerine getirilmesini, "hayırlı olmak" gibi bir vasıfla nitelendirmiştir.

Müslüman ailenin özellikle günümüzde göz ardı edemeyeceğimiz bir temel niteliği de ilim, kültür ve sanat bakımından sürekli kendisini geliştirmek olmalıdır. Bu husus, bir taraftan dünyanın imar edilmesi için gerekliyken, diğer taraftan Müslümanların dünyanın geri kalmış toplumları olmaktan kurtulması için önemlidir.

Müslüman aile modeli üzerine şekillenen toplumlar, ahlaki değerlerin alabildiğince tahrip edildiği, iffetsizliğin çağdaşlık ambalajıyla sunulduğu, nikahsız birlikteliklerin aslında tam bir sorumsuzluk vesilesi iken özgürlük diye pazarlandığı günümüzde, insanlığın devamı için bir şanstır. Daha insanca bir hayat, daha huzurlu bir dünya umudu taşıyanlara düşen görev ise anılan bu niteliklerin kendi ailesinde hangi oranda bulunduğunu sorgulamaktır."